üst menu

24 Şubat 2013 Pazar

Üzül arkadaşım,mutluluk bazen fazla lükstür.

         Aklıselim bir insan gibi yaşamak için çok çalışmak gerekiyor. Sonra akıl yoruluyor, selim şinanay oluyor. Başkalarına katlanamadığı için şikayet edenlerden değilim aslında, umursamayacak ölçüde “cool” bir adam da sayılmam. İdare ediyorum. Ama arasıra üstüne alınmak isteyenlere sözler edesim var. Alınsınlar, yerinsinler, kırılsınlar, buz kessinler, kızışsınlar, buz soksunlar.
         Kimden başlamalı? Sevgili yazar arkadaşım; yazmak, insanın biraz götünü kaldırıyor. Dinle ama! Tevazu triplerine girip sırıtmayı kes. Bir iki cümleden sonra başka kimsenin göremediğini duyamadığını söylenmedik bir biçimde dillendirdiğini sanabilirsin. Öyle değil. Başkalarının aklına gelen ama üşendikleri için ilişmedikleri şeyleri yazıyorsun. Üç aşağı beş yukarı herkes kadar çalışıyor kafan- seni okuyup beğendiğini söyleyenlerin çoğu orta zekalı, sıradan tipler. Genç olanları şansları varsa mezun olup sigortalı bir işe girecekler. Birkaç kitabı bitirmiş olmak fena bir şey değildir, evet, ama Joyce ya da Çehov değilsin. Olmayacaksın.
         Sevgili akademisyen arkadaşım; şapşal öğrencilerin hevesi ve şaşkınlığı seni kandırmasın. Şu anlattıkların hepimizin bildiği şeyler. O makaleler dolusu tespitlerin kimseye yararı yok; baştan yanlış yaptın, mühendislik ya da tıp okumalıydın. Neyse yani zaten kazanamazdın. Karar alırken kimse sana danışmayacak. İstatistikler, simülasyonlar ve çıkarların alelade mekaniği bütün görüşleri ezip geçecek. Kapanıp kaldığın o şirin kampüs aşık ya da kanser olmak için ideal. Sen mi? Aşık olmak için çok yaşlısın.
         Sevgili dindar arkadaşım; bence inancın konusunda öyle pek cesur değilsin. Sen biraz çark edebilecek, tartışmanın azıcık koyulaştığı bir ortamda taviz verecek bir tipsin. Kitap konusunda kafan karışık. Bazen anlamak için evliya ya da din bilgini olmak gerektiğini sanıyorsun. Bazen de herkes kadar anlamanın en doğrusu olduğunu. Bu şekilde bir yere varamayıp ömrün boyunca bir dini eksik yaşamaya mahkumsun. O taşlar hiçbir zaman yerine oturmayacak.
         Sevgili gazeteci arkadaşım; sana hayranım, çünkü kafası az çenesi çok çalışan bir insanın tercih edebileceği en şahane mesleği seçmiş durumdasın. Fazlaca düşünmeden bir şeyler söyleyebilirsin, bu harika değil mi? Mesleğin etik, düzeyli ya da işte bir şekilde fiyakalı bir türünü icra ettiğini sanıyor olabilirsin. Zaman kaybetmeden spor bölümüne geç. Yine geceli gündüzlü çalışıp bir hiç üretmeye devam edeceksin ama hiç değilse hafta sonları hentbol maçlarını bedava izlersin. Sakın karıştırma, işin yazmak değil, yazdıkların da beş para etmez.
         Sevgili okur arkadaşım; manyak mısın? Kimsenin senin yaşamını ya da biraz benzerini yazıp çizdiği yok. Kimse seni anlatmıyor, kimse seni de dinlemiyor. Okuduğunda sana öyle geliyor çünkü aynı fabrikadan çıkmış klonlar kadar çok benziyorsun başkalarına. Akıcı, yalın, dili temiz kitapları sevdiğini sanıyorsun. Doğrusu şu: O kadarını anlıyorsun. Adam Peter Weiss gibi yazsa okuyacak mısın? “İroni” sözcüğünü de o kadar sık kullanma, anlamını bilmiyorsun. Azıcık bilen birine denk gelirsin, rezil olursun.
         Sevgili politik arkadaşım; sana tam nasıl hitap etmeliyim bilmiyorum. Halk, özgürlük, eşitlik gibi meseleleri şiirsel bir dille konuşuyorsun; ama şiirle uzaktan yakından ilgin yok. Meseleyle? Kuşkuluyum. Bugünlerde 20′li yaşlarındaki vatandaşlarımız bedelli askerlik konusunda ne kadar akıl yürütüyorsa sen de bu konularda o kadar düşünmüşsün. Hepsini geçtim ekonomiden zerre kadar anlamıyorsun, üstüne üstlük Wall Street protestolarına seviniyorsun. Bir noktada kapitalizm çökecek değil? Çökse bile hazırlıklı değilsin. Mutlu olmaya.
         Sevgili sosyal medya dostu; sana ne diyeyim? İnternet icat olundu diye her an her ortamda herkese sövmek saymak serbest mi sanıyorsun? Değil. Artık hiçbir şeyi başından sonuna yapamadığının farkında mısın? Komik videoları bile izlerken ileri almaya başladın. Bütün yaşamın bir erken boşalma girdabı şeklinde tükenme tehlikesi altında.
         Sevgili tüketici arkadaşım; sen tam bir çelişki içindesin. Kendini bir çağrı merkezine karşı gururla savunmuş, hakkını koparmış sanıyorsun. Aslında üçün birini aldın. Çağrı merkezindeki adamla hiçbir farkın yok. İkiniz de mesai yapıyorsunuz. Akşam kıl tüy bir arıza yüzünden birbirinizin başının etini yiyorsunuz. Sevin birbirinizi.
         Sevgili üzgün arkadaşım; üzülmeyi bırakma. Mümkünse dünyayı sen değiştireceksin. Tanrılarla tartışılır, çok da güzel olur. Yani sonuç olarak muhtemelen yine hiçbir şey olmayacak. Başımıza daha kötü şeyler gelmemesi için biraz çaba göstereceğiz. Belki başkalarına da yararımız dokunacak. Ama bana güvenme, kolay vazgeçiyorum böyle şeylerden. Elinden geldiğince insan ol işte. 
Yazı:Selçuk Orhan-Hepinizi Her zaman Sevmiyorum Biliyorsunuz-Afiili Filintalar
Tablo:Van Gogh-Sonsuzluğun Eşiğinde

Eleştirel Feminizm Sözlüğü

         Okumaya devam etmenin,benim için çok zor olduğu bir kitaptı.Ya çevirmenden kaynaklandı bu yada gerçekten çevrilemeyecek derecede terimler kullanılmış.Feminist teoriyi belli alt başlıklar altında anlatması,her başlığı dünya genelinde yayımlanmış makalelerle desteklemesi kitabı okunması gereken kitaplar arasına koymama yetti.İlgilenen insanların okuması gereken bir kitap olmuş.
          Eğer feminizm hakkında bilgi edinmek istiyorsanız bu kitap feminizme giriş için uygun bir kitap olmayacaktır.Size Josephine Donovan'ın kaleminden Feminist Teori'yi öneririm.Eleştirel Feminizm Sözlüğü'nün tek handikapı;eğer benim gibi kelime bilgisi çok az bir insansanız diğer bir elinizde de terimler sözlüğü bulundurmanızı gerektirmesidir.Ayrıca kitap kapağı da çok hoş.


Arka Kapak:
           Toplumsal olanın cinsiyetlendirilmesini ve onun etkilerini yöntemsel olarak görünür kıldığı ölçüde bu eserin doğası gereği epistemolojik bir ereği vardır. Aslında, nesnelerin temsilinde ve sözcüklerin, düşüncelerin, düşünce sistemlerinin üretilmesinde etkin olan erkek-merkezliliğin sorgulanması için bir sistematiğe varmanın peşindedir. Bu kitap, hiçbir görüngünün yansız akıllar tarafından şekillendirilmiş olamayacağı fikrini zorunlu hale getirmeyi ummaktadır – bunlar, ekonominin finansa ya da genel olarak iletişimin bilişime dönüşmesi kadar görünürde erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkilerden uzak görüngüler olsa bile. Feminist teori, kişiden kişiye, bir dönemden diğerine gezinirken, yeni kullanımlara ve bazen de farklı disiplinlere göre dönüşen göçebe teorilerdendir. Bu kitap bu yolculuğun rehberi olabilir ama yolculuğun yerine geçemez.' Cinsiyete dayalı işbölümü ve toplumsal cinsiyet ilişkilerinden lezbiyenliğe, cinsellikten ev emeğine, annelikten istihdama, fuhuştan esnekleşmeye, feminist teorinin ve politikanın başvurduğu çeşitli kavramları ele alan bu sözlük, feminist tartışmalar için bir zemin oluşturacak nitelikte. Sözlükte ele alınan kavramlar kısa makalelerde, gerek tarihçeleriyle, gerekse güncel politikadaki uzantıları bakımından inceleniyor. Dolayısıyla Eleştirel Feminizm Sözlüğü, feminist teoriye olduğu kadar feminist politikaya da ışık tutuyor.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Stranger Than Paradise



        Stranger than Paradise filmi birbirinden bağımsız kişiliklere sahip fakat üçü de kafalarına göre yaşayan üç kişinin yollarının kesişmesini anlatıyor.Filmin üç karakterinden en baskını olduğunu düşündüğüm Willie;macar asıllı fakat kendini amerikalı olarak gören bir karakter.Willie’nin teyzesiyle olan konuşmaları bu kökenlerinden uzaklaşma isteğini gözler önüne koyuyor.bunun tam tersi olarak yaşlı teyzesinin, Willie’nin tüm ingilizce cümlelerine karşılık macarca cevaplar vermesi,onunda bu uzaklaşmadan memnun olmadığını gösteriyor.
    Filmin eleştirel dilinin ilk dokunduğu yer Doğu Avrupa toplumlarının bir sorunu olan“olduğunu inkar”sanırım. hikaye;birbirinden uzakta yaşayan ve birbirini pek tanımayan iki kuzenin zorunluluktan dolayı 10 gün boyunca birlikte yaşamalarını anlatarak başlıyor.Filmin ilk durağı New York.Eva,teyzesi hastaneye yatmak zorunda olduğu için bir kaç günlüğüne kuzeni Willie’nin yanına taşınır.Willie çocuk bakıcılığı yapmak zorunda kalacağını düşündüğü için bu durumdan ilk başta yakınmaktadır fakat ilerleyen zamanlarda bu ikiliye Willie’nin bir arkadaşı da katılır ve bu üçlü arasında açıkça ortaya konulmayan bir yakınlaşma başlar.On günün sonunda Eva filmin 2. durağı olan Cleveland’a gitmek üzere Willie’den ayrılır.Bu ayrılık aslında Willie’nin eva’dan hoşlanmaya başladığını anlamasını sağlar ve bu yüzden Eddie ile birlikte Cleveland’a doğru yola çıkarlar.Aynı hoşlanma hissini Willie ve Eddie’nin Cleveland’a gidip Eva’yı bulduklarında onun da davranışlarından anlıyoruz.Cleveland’a gidiş başladığı andan itibaren film sanki bir yol filmine dönüşüyor.Bir arayışın somutlaştırılması sağlanıyor bu şekilde.Oradan Eva’yı da alıp filmin 3. ve son durağı olan Florida’ya yolculuk başlıyor.Cennetin tüm garipliği burada yaşanan anlaşılmaz ayrılıklardan oluşuyor. 
     Filmi yapabildiğim kadar teknik açıdan incelersem;Jim Jarmush'un fransız yeni dalga akımından etkilendiğini söyleyebilirim.Bunu izleyiciyi filmin dışına atmak için yapılan sahne karartmalarından çıkardığımı söyleyebilirim.Filmin siyah beyaz oluşu ,durgun yapısı ayrıca kameranın neredeyse hiç hareket etmemesi de Jarmush’un yeni dalgadan etkilendiğinin göstergesidir kanımca.Filmdeki normal sayılabilecek bir yaşamın,karakterler ve olaylar sayesinde absürt bir hale getirilmesi de yeni dalga'nın genel özelliklerinden biri. Film boyunca Screaming Jay Hawkins'ten çalan "i put a spell on you" şarkısını ise ccr'dan dinlemek isterdim.

Güne Not Düşmeler

...ya da olabilir ya:
bulurdum seni bir keresinde...
dostlarımdan uzakta kahkahaları ulaşmadığı zaman kulağıma
ve sen:
yuvasından dönmüş küçücük bir kuşsun,
sarı ayaklı,
kocaman gözlü,
beni duygulandıran. (elim senin için çok fazla kocaman)
ve ben
alırım parmağımla bir damla kaynaktan ve bakarım,
çırpınarak uzanışına ve duyarım kalbinin ve kalbimin attığını;
her ikimizinki de korkudan...

 R.M.Rilke-Dua Saatleri Kitabı

21 Ağustos 2012 Salı

Bir prangalardı yürüyüşümüzü zorlaştıran, birde topuklu ayakkabılar. Efendilerdi zamanımızı dilimleyen, birde pahallı kol saatleri. -ucamayankaplumbağa

18 Ocak 2012 Çarşamba

Turtles Can Fly


     Hikayeyi bilen bilir,bilmeyene burada uzun uzun anlatamayacağım Hz.Google’a başvursun.Hikayeyi bilmeden filmi izleyende hikayeyi okusun filmi bir daha izlesin,ha ben hikayeyi biliyorum filmi izlemedim diyorsan,hala burada ne işin var defol git ve izle şu lanet olasıca filmi.